Yazı: Harun Kaban
“Yıl 2081’di ve sonunda herkes eşitti. Sadece Tanrı ve kanun önünde değil, her yönüyle eşittiler. Hiç kimse bir diğerinden daha zeki değil, hiç kimse bir diğerinden daha iyi görünüşe sahip değildi. Hiç kimse bir diğerinden daha güçlü ya da eşit de değildi. (…) Eşitliğin altın çağıydı.”
Bu satırların tasvir ettiği dünya inanın hiç yaşanılır bir yer değildir. Kurt Vonnegut’un 1961’de yazdığı “Harrison Bergeron” adlı kısa hikâyesinde bize “mutlak eşit” bir dünyayı tasvir ediyor. Hikâye 2009’da “2081” adıyla bir kısa film olarak uyarlanmış.
Hikâyenin anlattığı basit: İnsanlar eşit doğmadığına göre ve “mutlak eşitlik” doğaya aykırı olduğuna göre, bunu siz “yasalar” vasıtasıyla “otorite” olarak yapmaya çalışırsanız ortaya ucube bir durum çıkar. “Normal”den akıllı insanların düşünmesini engellemek için kulaklarına bir alet takılıp, düşünmeye başladıklarında güçlü ses dalgaları ile bunu engellemek; “normal”den güçlü insanların vücutlarına ağırlıklar bağlamak, “normal” güzel insanların yüzlerine maske takmak… Böylece, sadece tanrı ve kanun önünde değil, her manada eşit olur insanlar, kimse bir diğerinden daha güçlü, daha güzel ya da daha akıllı olmaz, herkes eşit olur. Devamını oku »
Yazı: Harun Kaban
İnternetin gazeteleri bitirip bitirmeyeceği tartışması artık demode oldu; ne internetin gazetelerin yerine geçeceği, ne de bu düzenin böyle devam edebileceği gibi kesin yorumlar yapmak mümkün değil. Görünen o ki, yaşanan olgu, mahiyeti gereği sürekli kendini yenileyen ve evrimleşen bir süreç olarak, her yeni gelişmeyle yeni bir formata bürünecek…
ABD’de kağıt ve personel giderlerini finanse etmekte zorlanan bazı yerel gazetelerin yayınlarını internet üzerinden devam ettirmesi, yine ABD’nin, aynı zamanda dünyanın da en büyük gazetelerinin de bir internet politikası geliştirmek zorunda kalması, internetten yayının paralı mı parasız mı olacağı, yazılı olarak yayının ne kadar devam edebileceği gibi tartışmalar her geçen gün farklı bir boyut kazanıyor.
İnternet ve yazılı medya olgusunu değerlendirirken göz önüne alınması gereken olgulara dönem dönem yenileri ekleniyor, bazıları ise kısa bir süre sonra işlevini ya kaybediyor ya da farklı bir işlev kazanıyor.
Söylediklerimizi somutlaştırarak devam edelim. Devamını oku »
Çocukluk arkadaşım Etem’in arabasında Eğin’den Malatya’ya giderken, bomboş görünen bir yolda ardı ardına iki kere kornaya basmasına şaşırmıştım. “Bu bir aile geleneği” demişti. Babasının arkadaşı Setrak Amca’yı selamlıyordu. Yıllarca şoför olarak otobüslerde kamyonlarda çalışmış, yakın çevresinin “Sato” diye hitap ettiği, bir tarafı Eğinli, diğer tarafı Arapkir’in Şepik köyünden, muhabbet ehli bir insanın
vasiyetini yerine getiriyordu.
“Eğer sizlerden önce ölürsem, beni araçların Şepik köyüne geçtiği yolun yanına defnedin. Siz benim dualarımı bilmezsiniz ben sizin. Sadece mezarımın yanından geçerken beni hatırlayın. İki korna sesi bana yeter” demişti babasının arkadaşı. Dostları ile onu tanıyan şoförlerin bu vasiyeti uygulamaları, o yoldan geçerken korna çalmayı bir âdet veya gelenek haline getirmişti.
Ermeni meselesiyle ilgili haberler bana Nathaniel Hawthorne’un “Yeryüzünün Ateşe Verilmesi” adlı öyküsünü hatırlatıyor. Geçmişten kalan ne varsa, uçsuz bucaksız bir meydanda yaktıkları ateşe atıp yok eden bir kuşağın öyküsü bu. Kendi elleriyle kendi dünyalarını yok eden, üstelik bunu mazideki güzellikleri ateşe de vererek yapan talihsiz insanların trajedisi.
Ermenilerle Türklerin ortak tarihine son yüzyılın kirli penceresinden bakan bir Türk veya Ermeni açısından Anadolu’daki bin yıllık beraberlik, hiçbir güzellik içermeyen zorunlu bir beraberlik olabilir. O pencereden bakan milliyetçi bir Ermeni için bütün tarih, “Türk işgali altında geçen asırlar” demektir; aynı camdan bakan milliyetçi bir Türk ise tarihi şöyle “özetler”: “Biz güçlüyken başkaldıramadılar, ne zaman ki zayıf düştük, ilk fırsatta ihanet ettiler.”
İkisinin de dramatik bir yanılgı içinde olduğunu, bin yıllık beraberliğin sadece zorla izâh edilemeyeceğini, bu insanların birbirlerine muhabbet ve merhamet de duymuş olduklarını, birlikte yaşamayı bir erdem olarak değil bir doğal durum olarak gördüklerini, birbirlerini sevdiklerini ve güvendiklerini, birbirlerine ailelerini emanet edip gözleri arkada kalmadan bir yerlere gidebildiklerini, birbirleriyle ömür boyu süren iş ortalıkları kurabildiklerini, kısacası bambaşka bir tarihin de mevcut olduğunu nasıl anlatmalı? Devamını oku »
Liberal Düşünce Dergisi 55. sayısıyla Türkiye’nin en önemli sorunlarından din özgürlüğü konusunu muhtelif boyutlarıyla ele alan bir dosyayla size merhaba demektedir.
Dergimizin ilk yazısı, çağımızın önemli siyaset felsefecilerinden Chandran Kukathas’a ait. Kukathas, Türkiye’de çok tanınmamasına rağmen Liberal Archipelago isimli eseriyle günümüz siyaset biliminde çığır açan bir isimdir. Kukathas’ın Ahlâkî Evrenselcilik ve Kültürel Farklılık makalesini Mustafa Erdoğan’ın çevirisiyle ülkemiz fikir hayatının istifadesine sunuyoruz. Devamını oku »

Prof. Dr. Ergun Özbudun’un yeni kitabı Türkiye’nin Anayasa Krizi kitapçılarda.
Kitap, Türkiye’nin anayasa tarihinde önemli bir dönüm noktası olacak bir dönemin notlarından oluşuyor.
Türkiye, son on yılını çözemediği problemlerini tartışarak geçirdi. Bu on yılda, seksen yıldır çözemediği problemleri en azından “tartışabildi” ama çözüm yolunda pek fazla yol alamadı. Son yıllarda bütün kronik problemlerinde çözüme çok yakın bir durumda çünkü artık bu sorunlar sarmalı içinde daha fazla debelenme şansı yok. Çok fazla zamanımız yok, bir tercih yapmak zorundayız; ya sorunlarımızı bir an önce çözüp modern dünyaya entegre olacağız, ya da sorunlarını çözememiş, modern dünyadan kopmuş, ortadoğu coğrafyasının “kaos içindeki egzotik ülkeleri”nden herhangi biri olarak, bu son treni de kaçırmış olacağız. Devamını oku »
İnternet sitemiz şık tasarımı ve yeni sistemiyle açıldı.
Yeni bir sistem kurulan sitemizi, görsel olarak da daha kullanışlı bir hale getirdik.
Sitenin teknik altyapısı ve temel tasarımı İnAjans tarafından yapıldı. Sanat Yönetmenimiz Muhsin Doğan‘ın tasarladığı bannerlerle de bu tasarımı zenginleştirdik. Devamını oku »
Liberal Düşünce Dergisi’nin 55. sayısı için hazırlıklar başladı.
Kürt Meselesi, Kriz, Mülkiyet gibi konulardan sonra, bu sayıda Din Özgürlüğü ve Liberalizm üzerine yoğunlaşan derginin sayı editörlüğünü Bilal Sambur ve Bican Şahin yaptı.
Geçen sayıda kapak tasarımı değiştiren Liberal Düşünce, bu sayıda da iç tasarımını değiştiriyor. Genel mizanpajda farklılıkların yanı sıra yazı fontunda da değişiklik yapıldı.
Liberal Düşünce, yeni sayısında çok daha rahat okunur ve görsel olarak daha şık bir mizanpajla okuyucusunun karşısına çıkacak.